Afadi’yi Kim Kurdu?
Kayseri’nin o sabahki havası biraz garipti. Ne çok soğuk, ne de sıcaktı. Biraz puslu, biraz kararsız. O gün, bu şehri ilk kez gerçekten hissedeceğimizi düşünmemiştim. İçimde bir boşluk vardı, bir eksiklik, bir soru… “Afadi’yi kim kurdu?” diye sordum, kendime. Neden bu soruyu sordum, ne de olsa bir kurumun kurucusunu merak etmek bana biraz tuhaf gelirdi, değil mi? Ama bu soru, şehri bir başka şekilde hissetmemi sağladı. İşte bu soruyla değişti her şey…
O Sabah Ne Oldu?
Bir sabah, kahvemi yudumlarken, Kayseri’nin eski sokaklarından birinde yürüyordum. Yanımda eski arkadaşım Mert vardı. Onunla, çoğu zaman felsefi sohbetler yapar, bazen hayatın anlamını tartışırdık. Ama o gün, konuştuğumuz şey biraz farklıydı. Geçmişin peşine düşme, eskiye takılma derken, birden “Afadi”nin ne olduğunu sordum. Aslında, hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Çıkıp bir arama yapmaya bile gerek duymadım. Merak ettim, işte o kadar.
Mert bir an sessiz kaldı. “Afadi’yi kim kurdu?” diye sordum. Mert, hani şu hep “bilen” adam vardı ya, hep bilgisiyle gururlanırdı. O an, gözlerini devirdi ve “Bunu bilmiyor musun? Afadi, yani Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, 2009 yılında kuruldu” dedi. “Kim kurdu peki?” dedim. O da bildiği gibi, “Devlet kurdu” dedi. Ama ben başka bir şey arıyordum, daha derin bir şey…
Bir İnsan, Bir Kader: Afadi’nin Kuruluşu
O gün akşam, internette uzun uzun araştırmalar yaparken, aslında doğru cevabı bulamadım. Afadi’yi kim kurdu? Gerçekten devlet kurdu muydu? Şirket gibi düşünmüştüm, bir mülkiyetin temellerini bir insanın attığını düşündüm ama, işler öyle değildi. Sonra, 2009 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde kurulduğunu öğrendim. Afadi, afetlerle mücadelede devletin aldığı bir adımdı, bir yola çıkıştı. Ama bu bir insanın hikâyesi değil miydi? İnsanlar, acılardan, kayıplardan, felaketlerden ders çıkarak bir şeyler yaratırlardı. O zaman, afeti yaşayan insanların aslında Afadi’nin kurulmasında ne kadar etkisi olduğunu düşündüm. Her acının bir doğumu, her kaybın bir gerçeği vardır belki de…
Gözlerimdeki Umut ve Kırılma
Afadi’nin doğuşu, bence bir umut hikayesiydi. Her ne kadar krizlerden doğan bir şeyse de, o krizlerin içinde bir kurtuluş da vardı. O sabah kaybolan güveni, o gece uykusuz geçen korkuları düşündüm. Belki de Afadi, her birimiz için bir kurtuluş simgesi olmuştu. Fakat bir yandan da, bazı şeylerin çok geç olduğunu hissediyordum. Gerçekten tüm bu adımlar, insan hayatını kurtarmaya yetiyor muydu? Güvenliğimizi sağlamak adına daha ne kadar fedakarlık yapılmalıydı? Kayseri’nin puslu havası gibi kafam da karışıktı. Ama yine de bir umut vardı. Çünkü bir şeyler değişiyordu, bir şeyler yapılıyordu.
Afadi ve Ben
O akşam, evime döndüm. Kayseri’nin soğuk akşamına, sokak lambalarının sararmış ışığına bakarak düşündüm. Afadi sadece bir kurum değildi; onun arkasındaki insanlar, olaylar, mücadeleler, hepsi bir bütün oluşturuyordu. İçimden bir ses “Sen de bir şeyler yapabilirsin, bir adım atabilirsin” diyordu. Belki de bu, sadece afetlere hazırlıklı olmanın ötesinde bir şeydi. Belki de hayat, sadece güvenli kalmak değil, aynı zamanda bir başkası için güven yaratmaktı. Afadi’yi kuran insanlar sadece bir devlet politikası değil, her birimizin el birliğiyle toplum olarak aldığımız bir karardı. Ve belki de bu, bir toplumun dayanıklılığını gösteren en güzel örneklerden biriydi.
Sonuç: Bir Soru Daha
Afadi’yi kim kurdu? Bunu tam anlamıştım ama sorunun bir yanıtı da vardı. Kimse tek başına kuramazdı. Hepimiz bir araya gelip, birlikte bir şeyler inşa ediyorduk. Ve bir insanın sorusu, aslında bir toplumu dönüştürebilecek güce sahipti. Hala düşünüyorum, bu gibi yapılar gerçekten toplumları nasıl etkiler? Hepimizin içinde birer Afadi var mı? Bir krizle başa çıkabilmek için bir kurumun değil, bir toplumun gücüne ihtiyaç var mı? Bu sorular, belki de hepimizi daha iyi bir geleceğe hazırlıyordu.