Merhaba! Yapkuryapi sayfasında bugün “Koruyucu aileye nereye başvurulur” konusunu tüm yönleriyle ele alıyoruz.
Kayseri’de İçimde Büyüyen Boşluk ve Bir Bebek Hayali
Bunu da Okuyun: QR kod nereye okutulur ?
Kayseri’nin kışları hep sert olur ama bu yıl sanki biraz daha içime işliyor. Sabahları pencereye vuran buz gibi hava, odamın içinde bile bir boşluk hissi bırakıyor. 25 yaşındayım ve uzun zamandır günlük tutuyorum. Defterlerim dolup taşmış durumda ama içimde hâlâ anlatamadığım şeyler var.
Son aylarda tek bir düşünce zihnimde sürekli dönüp duruyor: “Koruyucu aile olarak bebek alabilir mi?”
Bu soruyu ilk kez kendi kendime fısıldadığımda, sanki yanlış bir şey söylüyormuşum gibi etrafıma bakmıştım. Çünkü bu istek öyle aniden gelen bir heves değil, içimde yıllardır biriken bir şeydi. Bir bebeğin sıcaklığını, bir evin içinde minik ayak seslerini, sabahları ağlamadan uyanmayı bile hayal ederken kalbim aynı anda hem umutla doluyor hem de korkuyla sıkışıyordu.
Günlüklerimde Başlayan Hikâye
Defterlerimin birinde şöyle yazmışım:
“Bir gün evimde küçük bir bebek olursa, ona dünyanın bütün sessizliğini verebilirim. Gürültüden değil, sevgiden büyüsün.”
O cümleyi yazdığım günü hatırlıyorum. Akşamüstüydü. Dışarıda kar yavaş yavaş yağıyordu. Pencerenin kenarına oturmuş, çayımı içiyordum. İçimde garip bir özlem vardı. Ne eksikti tam bilmiyordum ama eksikliğin adı zamanla netleşti: bir çocuk sesi.
O gün kendime ilk kez dürüst oldum. Sadece “istiyorum” demek yetmiyordu, bunu gerçekten araştırmam gerekiyordu.
“Koruyucu Aile Olmak” Düşüncesiyle İlk Yüzleşme
İnternette araştırma yaparken karşıma çıkan her bilgi içimde farklı bir duygu uyandırdı. Yönetmelikler, başvuru şartları, değerlendirme süreçleri…
Ama en çok şu soru zihnime kazındı: Koruyucu aile olarak bebek alabilir mi?
Bunu okuduğum an kalbim hızlandı. Çünkü aslında içimdeki en saf arzu buydu: bir bebeğe ilk gününden itibaren eşlik edebilmek.
Ama aynı anda bir gerçek daha vardı. Bu yol kolay değildi. Sadece istemek yetmiyordu. Hazırlanmak, beklemek, sabretmek gerekiyordu. Ve en önemlisi, bir çocuğun hayatına girmenin ağırlığını taşıyabilmek gerekiyordu.
O gece uzun süre uyuyamadım. Tavana bakarken kendi kendime şunu sordum: “Ben gerçekten buna hazır mıyım?”
Cevap vermek kolay değildi.
Bir Sosyal Hizmetler Binasında İlk Adım
Bir sabah cesaretimi toplayıp Kayseri’deki ilgili kuruma gitmeye karar verdim. O binaya girerken ayaklarım geri geri gidiyordu. İçimde hem büyük bir umut hem de açıklayamadığım bir çekingenlik vardı.
Koridorlar sessizdi. Bekleme salonunda otururken elimdeki dosyayı defalarca açıp kapattım. Sanki içindeki belgeler değil de kalbim titriyordu.
Görüşmeye girdiğimde en çok korktuğum şey, hayalimin küçümsenmesiydi. Ama karşımdaki kişinin sakin ve anlayışlı tavrı beni biraz rahatlattı.
Sorular sordular. Hayatım, aile yapım, neden böyle bir şey istediğim…
Ben ise her soruya dürüstçe cevap verdim. Çünkü ilk kez bir şey saklamıyordum.
“Bir bebeğe sadece ev değil, sevgi vermek istiyorum,” dedim. Sesim titredi ama geri çekilmedim.
Bekleyişin İçine Sıkışan Günler
Başvuru sürecinden sonra günler farklı akmaya başladı. Zaman yavaşladı. Telefonum her çaldığında içim ürperiyordu.
Her sabah uyandığımda aynı soruyla yüzleşiyordum: “Bir haber var mı?”
Ama çoğu gün sadece sessizlik vardı.
Bu sessizlik bazen beni umutlandırıyor, bazen de içimi daraltıyordu. Çünkü insan beklerken en çok kendi düşüncelerine yeniliyor.
Bir akşam defterime şunu yazdım:
“Eğer bir gün bir bebek bana emanet edilirse, ona sadece bakım değil, sabır da vereceğim. Çünkü beklemek de sevginin bir parçasıymış.”
O satırları yazarken gözlerim dolmuştu. Kendimi çok yalnız hissettiğim bir andı.
Hayal Kırıklığı ile Umut Arasında
Süreç ilerledikçe bazı gerçeklerle de yüzleşmeye başladım. Her bebeğin durumu farklıydı, her ailenin uygunluğu ayrı değerlendiriliyordu. Bu yolun kesin bir garantisi yoktu.
Bir gün bana, “Bebek için bekleme süresi uzayabilir,” dediklerinde içimde bir şey kırıldı.
O an çok net hatırlıyorum. Dışarı çıktığımda hava sıcaktı ama ben üşüyordum. Sanki içimde kurduğum o küçük dünya bir anda uzaklaşmıştı.
Eve gidip saatlerce hiçbir şey yapmadan oturdum. Düşünceler kafamın içinde dolaşıp duruyordu.
“Ya olmazsa?”
Bu soru en zoruydu.
Ama sonra başka bir şey oldu. Aynı gece defterimi açtım ve kendime şunu yazdım:
“Olmazsa bile denemiş olacağım. Ve bu bile bir şey.”
İşte o an, içimde küçük bir direnç doğdu.
Küçük Bir Umut Işığı
Aradan haftalar geçti. Bir gün telefonum çaldı. O an kalbim neredeyse duracak gibi oldu.
Konuşma kısa sürdü ama etkisi uzun kaldı. Uygunluk sürecinin devam ettiği, bir bebekle eşleşme ihtimalinin değerlendirildiği söylendi.
Telefon kapandıktan sonra uzun süre olduğum yerde kaldım. Ne ağladım ne güldüm. Sadece boşluğa baktım.
Ama içimde çok net bir şey vardı: umut geri gelmişti.
O gün dışarı çıktım. Kayseri’nin soğuk havası bu kez bana farklı geldi. Sanki ilk kez nefes alıyormuşum gibi hissettim.
Bir Bebeği Hayal Etmek
Sonraki günlerde kendimi sürekli bir bebekle ilgili hayaller kurarken buldum. Küçük bir beşik, geceleri uyanmalar, sabah uykulu gülümsemeler…
Ama en çok bir şeyi düşündüm: o bebeğin gözleri bana ilk kez baktığında ne hissedecektim?
Korku da vardı içimde. “Ya yetemezsem?” sorusu sık sık geliyordu. Ama onun yanında daha güçlü bir his vardı: sahiplenme değil, sevgi.
Bir çocuğun hayatına dokunabilme ihtimali bile insanı değiştiriyormuş.
İçimde Büyüyen Sorumluluk
Bu süreç bana en çok şunu öğretti: bir bebeği istemek kolay, ama onun hayatının sorumluluğunu taşımak bambaşka bir şey.
Koruyucu aile olmak sadece bir ev açmak değilmiş. Bir kalp açmakmış.
Ve o kalbi açarken, kendi kırılganlığını da kabul etmek gerekiyormuş.
Bazen geceleri uykum kaçıyor. Sessiz odada otururken kendi kendime konuşuyorum:
“Bu yola gerçekten devam edebilecek miyim?”
Ama sonra içimde başka bir ses cevap veriyor:
“Zaten bu soruyu sorabiliyorsan, denemeye değersin.”
Son Düşünceler
Bugün hâlâ süreç devam ediyor. Netleşmiş bir şey yok. Ama ben artık farklı biriyim.
Koruyucu aile olarak bebek alabilir mi sorusu benim için sadece bir araştırma konusu değil artık. Hayatımın en derin sorularından biri.
Belki bir gün evimde küçük bir bebek olacak. Belki de olmayacak.
Ama kesin olan bir şey var: İçimde büyüyen sevgi, beklemekle bile azalmadı.
Kayseri’nin soğuk sabahlarında yürürken artık daha farklı bakıyorum etrafa. İnsanların yüzlerine, bebek arabalarına, pencerelerden sarkan perdelerin ardına…
Her şey bana biraz daha anlamlı geliyor.
Ve içimde sessiz bir cümle sürekli tekrar ediyor:
“Bir gün, bir bebek için gerçekten bir yuva olabilirim.”