Fatih Öztürk Güldür Güldür Kimdir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
Fatih Öztürk, son dönemdeki popüler komedi programlarından Güldür Güldür ile tanınan, ekranlarda güldüren ama aynı zamanda toplumsal meseleleri sorgulayan bir isim. Bir yandan yetenekli bir komedyen olarak izleyicileri kahkahalara boğarken, diğer yandan ekranlarda sunduğu karakterler ve yaptığı esprilerle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi önemli kavramları gözler önüne seriyor. Peki, Fatih Öztürk’ün bu toplumsal meselelere bakışı ve yaptığı işler, farklı gruplar üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? İstanbul’da bir sivil toplum kuruluşunda çalışan bir genç olarak, sokakta, toplu taşımada, işyerinde gözlemlediğim sahnelerle, Fatih Öztürk’ün kariyerinin bu konularla ne kadar iç içe olduğunu incelemek istiyorum.
Fatih Öztürk ve Toplumsal Cinsiyet: Gülmekten Öte Bir Anlam
Fatih Öztürk, Güldür Güldür programında genellikle kadın-erkek ilişkileri, toplumun cinsiyetle ilgili algılarını sorgulayan karakterlerle karşımıza çıkıyor. Bu karakterlerdeki mizahi dil, izleyiciyi güldürmekle kalmayıp, bazen toplumsal cinsiyet rollerini de eleştirebiliyor. Mesela, programda çokça gördüğümüz klasik erkek figürlerinden biri olan “erkeklik” teması, genellikle mizahi bir şekilde sunuluyor.
Sokakta gördüğümüz durumlarla ilişkilendirecek olursak, bir gün takside yaşadığım bir olayı hatırlıyorum. Taksiciyle sohbet ederken, o kadar fazla “erkek adam” klişesi duydum ki, sanki bir yere sıkıştırılmış ve kadına yönelik birçok baskıyı içeren bir söylem gibiydi. Öztürk’ün karakterlerinden bazıları tam da böyle “erkek adam” söylemlerine mizahi bir açıdan yaklaşarak, bu klişelerin ne kadar geride kalması gerektiğine dair önemli bir mesaj veriyor. Bunu, aslında toplumun genelinde de gözlemliyoruz. Kadınların her geçen gün daha fazla sesini duyurduğu, erkeklerin ise eskiye nazaran daha fazla duygusal açıdan özgürleştiği bir dönemde, Öztürk’ün bu meseleleri ele alışı oldukça anlamlı.
Fatih Öztürk’ün bu durumu ele alışı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini hem görünür kılıyor hem de daha fazla düşünmemizi sağlıyor. Gülmeyi sağlarken aynı zamanda düşünmeye ve sorgulamaya itiyor.
Çeşitlilik ve Mizah: Farklı Gruplara Nasıl Dokunuyor?
Fatih Öztürk’ün programdaki esprileri, sadece toplumsal cinsiyetle ilgili değil, aynı zamanda çeşitliliği de kapsayan birçok konuyu işler. Mizah, farklı grupların bir arada var olduğu, kimliklerin zenginlik kazandığı bir alan haline gelebilir. Güldür Güldür’deki bazı skeçler, göçmenlerin, LGBT+ bireylerin, engellilerin ve daha pek çok farklı topluluğun yaşadığı zorlukları, bunları mizahi bir dille işleyerek gündeme getiriyor. Bu yaklaşım, insanların daha az tabularla, daha rahat bir şekilde kendilerini ifade etmelerini sağlıyor.
İstanbul’da, özellikle sosyal medya üzerinden karşılaştığım bazı yorumları düşündüğümde, mizahın gücünün bazen birleştirici olduğunu, bazen de ayrıştırıcı olabildiğini fark ediyorum. Öztürk’ün skeçlerinde gördüğüm, göçmen karakterlere yönelik esprilerde, bazen toplumun her kesimi rahatça gülerken, bazen de bu tür esprilerin, göçmenleri “öteki” gibi göstermeye yol açabileceğini düşünüyorum. Bu noktada mizahın ne kadar önemli bir aracı olduğunu kabul etmekle birlikte, aynı zamanda dikkatli ve saygılı olunması gerektiği de aşikâr.
Fatih Öztürk’ün gösterdiği çeşitlilik anlayışı, ekranlarda herkesin sesini duyurabilmesi adına çok değerli. Ama aynı zamanda, toplumsal yapımızda hâlâ çeşitliliği kucaklamakta zorlanan insanlar için bu tür şakalar, bazen düşündüğümüzden daha büyük bir etki yaratabiliyor.
Sosyal Adalet ve Mizahın Gücü
Sosyal adaletin sağlanması, toplumda herkesin eşit haklara sahip olması anlamına gelir. Fatih Öztürk’ün Güldür Güldür programındaki performansları, sosyal adalet konusundaki önemli meseleleri gündeme getirme noktasında çok güçlü bir araç olabilir. Özellikle toplumun marjinalleşmiş kesimlerinin yaşadığı zorluklar, çokça yer buluyor. Özellikle programda sıkça işlenen “eşitlik” ve “adalet” temaları, izleyiciye bu sorunların ciddiyetini hatırlatıyor. Ancak mizahın, bazen derin ve önemli bir sorunun altını çizmek yerine, bu sorunları yüzeysel hale getirme tehlikesi olduğunu da unutmamak gerek.
Bunu bir deneyimle örnek verecek olursam, geçen gün işyerinde birkaç arkadaşla sosyal adalet üzerine konuşuyorduk. Biri, “Mizah her şeyin ilacı olmalı” dediğinde, ben de ona Fatih Öztürk’ün bazı skeçlerini örnek gösterdim. Bir skeçte, eşit haklar ve fırsatlar konusundaki espriler, gerçekten düşündürücüydü. Ama bir diğer skeçte, özellikle belirli bir kesime yönelik şaka yaparken, o grup kendini dışlanmış ve küçültilmiş hissedebiliyordu. Burada sosyal adaletin, bazen incelikli ve dikkatli bir mizah anlayışıyla işlenmesi gerektiğini fark ettim.
Sonuç: Mizahın Sınırları ve Etkisi
Fatih Öztürk’ün Güldür Güldür programındaki karakterleri, izleyiciye toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi önemli konularda farkındalık yaratıyor. Ancak bu tür mizahi yaklaşımların da sınırları var. Sosyal medyada karşılaştığım bazı yorumlar, bu esprilerin bazen yanlış anlaşılabileceğini, izleyicinin yanlış bir mesaj alabileceğini gösteriyor. Öztürk’ün mizahı, kimi zaman bu duyguları sorgulamaya yöneltiyor, bazen de yalnızca güldürüyor.
Toplumun değişen yapısına ayak uyduran bu mizahi yaklaşımlar, hem toplumsal farkındalık yaratma noktasında önemli bir işlev görüyor, hem de düşündürme gücüne sahip. Sonuçta, mizah insanları birleştirebilir, ama aynı zamanda onları ayırmadan önce çok dikkatli olmak gerekir. Fatih Öztürk’ün bu dengeyi nasıl kurduğuna dair herkesin farklı bir yorumu olabilir. Peki, sizce mizah, toplumsal adalet ve çeşitlilik konusunda ne kadar etkili olabilir?